Milliyetçilik üzerine birkaç söz

Kendimi bildim bileli, aklım erdi ereli Atatürk’e kalpten ve derinden bağlıyım
Pek tabii ki onun değerlerini, ilke ve devrimlerini de eksiksiz olarak içselleştirmiş durumdayım. Bu durumda, milliyetçilik de Atatürk ilkeleri içinde yer aldığından doğal olarak milliyetçiyim. 
Milliyetçilik anlayışım tamamen Atatürk’ün milliyetçilik anlayışıyla örtüşmektedir. 

Gerçek milliyetçiliğin dil, kültür ve milletin birliği-beraberliği anlayışına ve Türk milletinin birlik içinde mutlu yaşama ülküsüne dayandığı görüşündeyim.
Milliyetçiliğin en önemli belirleyicisi de bence dil yani konuştuğumuz lisanımız Türkçe’dir. 

Hiçbir milletin Türk milletinden üstün olduğunu düşünmüyorum; aynı şekilde Türk milletinin de ırksal olarak üstün olduğunu iddia etmek doğru değildir.
Bence milliyetçilik, barışçı olmalıdır. Eşsiz Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh“ sözleri bu konudaki en büyük rehberdir. 
Elbette ki şoven yaklaşımları benimsemek kabul edilemez. Bunun yanı sıra, Cumhuriyet değerlerinin ve hiç şüphesiz laiklik toplum hayatının olmazsa olmazıdır.

Bireyin milliyeti kavramını ırka bağlanması fevkalade yanlıştır. 
Kendisini Türk hisseden herkesin Türk'tür.

***

Her fırsatta Türk milliyetçiliğinin aşağılanması, Türk olduğunu söyleyenin ırkçılıkla yaftalanması, Türklüğün adeta utanılacak bir şey olduğunun işlenmesi, kendini Türk olarak tanımlamanın ve tanıtmanın ilkellik olarak nitelendirilmesi, devlet dairelerinden ve hatta bankalardan T.C. ibarelerinin kaldırılması, en büyük kahramanımız Atatürk’e ve millî kahramanlarımıza saldırılması, Türk olmanın sadece bir ırkı temsil ettiği algısının oluşturulması, dilimizin yozlaştırılması için her şeyin yapılması, anadilde eğitim fesadıyla dil birliğini yok etme çalışmaları, kültürümüzün yozlaştırılarak batılı kültürünün hayatımızda hâkim kılınmaya çalışılması, millî bayramlarımıza saldırılması, millî bayramlarda büyük Türk milliyetçisi Atatürk anıtlarına çelenk bırakmanın suç sayılması, şanlı bayrağımızın Türk bayrağı değil de Türkiye bayrağı olarak adlandırılmasının istenmesi, Atatürk’le ilgili kitapların suç delili sayılması, İstiklal Marşı şairimiz namuslu ve şerefli vatansever Mehmet Akif’e laf söylenmesi, her fırsatta millî değerlerimizin aşağılanması ve yapılan daha onlarca eylem...
Sizce tesadüf mü?

Tarihimize ve kahramanlarımıza yapılan saldırıları hatırlayınız. Cumhuriyet’i kuran kadrolara sürekli küfür ve hakaret ediliyor. Başta Atatürk olmak üzere, İnönü, Reşit Galip, Mahmut Esat, Şükrü Saracoğlu, Mustafa Necati, Hasan Âli ve niceleri yerin dibine batırılmıyor mu?
Kahramanlarına sahip çıkmayan, ülkesinin kurucu kadrolarıyla kavgalı bir yönetim tasavvur edebilir misiniz? 

ABD’de ülkeyi yönetenlerin, ülkelerini kuran George Washington, Thomas Jefferson ya da John Adams’a savaş açtığını hayal edebilir misiniz?

Her ülkenin dokunulması, yıpratılması, tartışmaya açılması düşünülemeyen “kurucu babaları” vardır. Bu kişiler o toplumun temel harçlarıdır. Onlar dokunulmazdır. Milletin varlığını ve birliğini temsil ederler. Ya bizde öyle mi?

Milliyetine, diline, millî kültürüne, bayrağına, millî marşına, kahramanlarına sahip çıkmayan ve onların üzerine hassasiyetle titremeyen bir ülkenin, bir devletin sonu ne olur sizce?

Millet olarak yapmamız gereken, dış güçlerin üzerimizde sinsice oynadıkları oyunu fark ederek Türklüğümüze sarılmak, birlik-beraberliğimizi tesis etmek ve bu alçak planı bozmaktır.


“Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!”

  • Mehmet Semih Nane

  • 27 Ağustos 2019

Sayfayı Paylaş

Yorumlar

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın

leaf-right
leaf-right