CHP en nefret edilen parti mi?



Seksenli yıllardaki üniversite öğrenciliği dönemimdeki cânım Cumhuriyet’imin, aralarında Nilgün Cerrahoğlu’nun da olduğu çok değerli bir yazar kadrosu vardı. Nilgün Hanım gazetedeki yazılarına günümüzde de devam ediyor.

Nilgün Cerrahoğlu, 9 Ekim günü “En nefret edilen parti” isimli mükemmel bir makale yayımladı. Yazının içeriği kadar zamanlaması da fevkalade doğru seçilmişti.

Makalede, İtalya’nın Partito Democratica’sı / DP (Demokrat Parti) ele alınmış. 
İtiraf etmeliyim ki CHP’nin mevcut durumuyla olan benzerlikleri gördükçe yazıyı ürpererek okudum.  
Okumayanlara bu önemli yazıyı okumalarını kuvvetle tavsiye ediyorum.

Geliniz, yazıda yer alan bazı bölümleri ve DP’nin İtalya’da nasıl en nefret edilen parti hâline geldiğini CHP’yle karşılaştırarak irdeleyelim.

***

Cerrahoğlu, 2010’ların ilk yarısında oy oranı %40’ın üzerine çıkan ve son seçimde %19’a düşen DP’nin bu ağır yenilgisini İtalyan seçmeninin şu duygularıyla tarif ediyor:  
“(…) Demokrat Parti’nin yenilgisini… Partinin tüm seçmen kitlesi ağır yas duygusuyla yaşıyor. Kaybettiklerinin yalnız bir seçim değil, bir parti olduğunu hissediyorlar.”

DP seçmeni, bu “yas” ve “yılgınlık” duygusunu sandığa gitmeyerek göstermiş. Öyle ki bir önceki seçimde katılım oranı %73 iken son seçimde %64’e düşmüş. Ve çarpıcı olan, küserek sandığa gitmeyenlerin çoğunun DP seçmeni olmasıymış. (Çok öğretici ve uyarıcı bir saptama. Anlayana.)

Cerrahoğlu, “(…) Siyasetin profesyonelleri adı verilen, seçmenden kopuk, dar bir siyaset esnafının elinde kalan…  
DP’ye oy veren seçmenlerin alternatifsizlik ve çaresizlik saikiyle ve ‘burunlarını tutarak’ oy vermeye gittiklerini” 
anlatmış.

***

DP’nin yaşadığı dramatik sonu CHP’yle her adımda mukayese edeceğimiz için, az evvel anlatılanlarla başlayabiliriz.

CHP ve İtalyan DP’nin 2010’larda ayrıştıkları temel konu bu tarihlerdeki oy oranları. CHP, bırakınız DP’nin ulaştığı %40’ları, %25’in üzerini bile göremedi! 
Gelelim benzerliklere: Ben, bir CHP seçmeni olarak 20 senedir yaşadığımız her yenilgiyi “ağır bir yas duygusuyla” olmasa da ağır bir üzüntü duygusuyla yaşıyorum. Ve önümüzdeki hayati seçimin de kaybedilmesi hâlinde, tıpkı İtalyanlar gibi, kaybedeceğimin sadece bir seçim değil, bir parti olacağını da hissediyorum. Çünkü bu seçimi de kaybedecek olan CHP’nin çok ağır ve tamiri imkânsız bir yara alacağını düşünüyorum. Böyle bir durumda hiç şüphem yok ki partinin akıbeti tartışmalı hâle gelecektir.

Bu hissediş benimle sınırlı kalsa önemli olmazdı. Fakat ailemden, sosyal ve iş çevremden biliyorum ki bu düşünce çok yaygın ve hızla artış gösteriyor. CHP’nin yaptığı son siyasi hatalardan sonra Türkiye’nin her yerinde böyle bir eğilim olduğu görüşündeyim.

Bizler İtalyan seçmenlerin aksine elbette ki sandığa gideceğiz. Fakat “tıpış tıpış” gideceğimiz varsayıldığı ya da talimat aldığımızdan değil! Aziz ülkemize ve vatanımıza görevimiz bunu gerektirdiği için.

Yaklaşan seçimde CHP açısından tehlikenin büyüklüğü konusunda bir defa daha uyarıda bulunmak isterim. Partinin seçmeni en hafif tabirle hoşnutsuz. Küskünlükler başladı bile. Bunun sandığa nasıl olumsuz yansıyacağı tahmin dahi edilemez. 
(Hiç şüphem yok ki İtalyan DP’nin yöneticileri de bu kadar küskün seçmen beklemiyorlardı.)

Bilinmelidir ki Cumhuriyetçi, Atatürkçü, Altı Ok’a yürekten bağlı geniş kitleler kendilerini İtalya’daki gibi “alternatifsiz ya da çaresiz” hissetmiyor. 
CHP, tüm uyarılara rağmen seçime kadar özüne dönmemekte ısrar ederse bu değerlere sahip çıkan siyasi oluşumların boşluğu dolduracağına şüphe yoktur.

***

Nilgün Cerrahoğlu, İtalyan DP için çok önemli olan şöyle bir tespitte de bulunuyor “Kader seçimi sayılan son 25 Eylül dönemecinde partinin silkinmesi, kendine gelmesi, görkemli mazisini hatırlaması, ufuktaki sağ yükseliş karşısında türdeş partilerle bir ortak cumhuriyet cephesi oluşturması beklenirken gevezeliklerle vakit geçirildi.”

Ne kadar da tanıdık değil mi?

Türkiye kader seçimine giderken CHP silkinmiyor, kendine gelmiyor, görkemli mazisini hatırlamasından vazgeçtik ondan kopmaya çalışıyor, ufukta görünen muhtemel bir AKP seçim zaferini önlemek için türdeş partilerle ortak bir cumhuriyet cephesi kurmak yerine cumhuriyet karşıtlarıyla “masa” kuruyor…

En önemlisi, memleketin bu zor durumunda bile CHP, halkta heyecan ve umut yaratmıyor.

***

Değerli gazeteci yazar Cerrahoğlu, devam ediyor: 
“(…) PD, her fırsatta bir yanda yaklaşmakta olan ‘faşizm tehdidi/korkusuna’ dikkat çekerken bu tehdidi uzaklaştıracak adımlar atmadı. Ortak cephe yaratılamadı, sade konuşuldu ve kaçınılmaz son önlenemedi. 
(…) Repubblica’da nitekim seçim arifesinde okuduğum bir yazı, PD’nin bu nedenlerle ‘ülkenin en nefret edilen partisine dönüştüğünü’ belirtip ekliyordu
‘PD’den daha çok nefret edilen başka bir parti yok. Rakipleri PD’den bir numaralı siyasi hasım olduğu için nefret ediyor. Ne ki PD, ‘merkezin’, ‘solun’ ve ‘merkez solun’ da ezcümle nefretini üzerinde toplamış durumda. 
(…) (Ekonomik kriz başta) ağır sorunlarla cebelleşen seçmenler oysaki partilerinden ahkâm yerine alternatif bir siyasi program bekliyorlar. 
(…) Tanıdığım herkes de bu partiden -kâh siyasi nedenler, kâh yöntem ve liderlik zaafları nedeniyle- nefret ediyor ve eleştiriyor.”

***

Bu çok çok önemli tespitleri CHP özelinde irdeleyelim.

Önce bir saptama yapalım: İtalya için öngörülen siyasi tehlike, bizde siyasal İslâmcılık olarak tezahür ediyor. Ve maalesef CHP, 12 sene evvel “laikliğin tehlike altında olmadığını” söylemesinden itibaren de laikliğin korunmasından bahsetmemektedir.

CHP, geçtiğimiz Mart ayında TBMM’ye getirilen diyanet akademisinin kurulmasına ilişkin kanun teklifine AKP ile birlikte kabul oyu vermiştir. CHP’nin son olarak başörtüsü üzerinden iktidara, çok olumsuz sonuçlar yaratacak, “gollük pas” verdiğini de hatırlatmak isterim. Bu yapılanların her defasında bir ileri adım atmak konusunda AKP’nin yolunu açtığı nasıl fark edilemez?

Görünen odur ki bizzat CHP yönetimi, toplumun büyük kesiminin endişe içinde olduğu laikliğin tehdit altında olduğunu düşünmemektedir. 
Dolayısıyla bırakınız bu konuda ortak cephe oluşturmayı, Cumhuriyet değerlerine açıktan karşı olan partilerle ittifak içindedir. Bunun Cumhuriyetçilerde yarattığı tepki ise artık herkesin malûmudur.

CHP’nin de içinde olduğu Altılı Masa’nın laiklik hassasiyeti olduğunu söylemek o kadar saçmadır ki buna kargalar bile gülmez! 
Bunlar dışında pek çok siyasi partinin Cumhuriyet ve laiklik konularında hassasiyetleri ve bağlılıkları vardır. Ve yazık ki CHP bu partilerle işbirliği yerine mevcut masayı tercih etmektedir.

***

Yazıyı bağlarken başlıktaki soruya da cevap vermek isterim: CHP, belli bir azınlığın dışında, elbette ki en nefret edilen parti değil. 

Bununla birlikte, parti aidiyetinden bağımsız olarak, Cumhuriyete ve Atatürk’e bağlı çok büyük bir toplum kitlesi CHP’nin politikalarından memnuniyetsiz ve rahatsızdır.

***

CHP, şu anda tarihin kendisine verdiği, Cumhuriyet ve Altı Ok politikaları uygulayarak seçimi kazanmak göreviyle yükümlüdür. Parti, ne yazık ki bu büyük görevi yerine getirecek siyaseti oluşturmamaktadır. AKP’ye laf yetiştirerek ya da “koz” sayılan bazı konuları onun elinden almak düşüncesiyle yanlış politikalar izlenerek başarı elde edilemez. 

Daha evvelki yazılarımda defaatle vurguladığım gibi, CHP’nin ve Türkiye’nin kurtuluşu partinin özüne dönmesinden geçmektedir.

***

Bir CHP üyesi olarak bu eleştiri ve uyarılarda bulunmak aziz ülkeme ve partiye karşı görevimdir. 

CHP, geleneği olan, Cumhuriyet’i ve devleti kuran asırlık bir partidir. Aslına dönmelidir.Kaybedilecek tek bir an bile yoktur!

***

Meraklısına not: Geçen hafta kaleme aldığım yazımda, CHP’yi kuruluş ilkeleri ve felsefesi doğrultusunda siyaset yapması ve iktidara bu şekilde yürümesi için eleştirdiğimi yazmıştım. Böyle eleştiriler CHP’ye de ülkeye de yarar sağlar.

Yirmi senedir ”Aman CHP’yi eleştirmeyelim yoksa güç kaybeder” ya da “Seçim yaklaştı, şimdi eleştirinin sırası değil” hatalı yaklaşımıyla bugünlere kadar geldik. Eğer vaktinde benim de içinde olduğum CHP seçmeni ve tabanı bu eleştirilerde bulunuyor olsaydı parti kendine çekidüzen vermek zorunda kalır ve bu savrulmalar yaşanmazdı!

İnsanın düşünmesi ve soru sorması faydalıdır. Lütfen düşününüz ve kendinize şu soruyu sorunuz:  
Deniz Baykal döneminde yaşanan çarşafa rozet takma fiyaskosunda CHP tabanı ve seçmeni ayağa kalkıp tepki verseydi Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi bu hataları yapabilir miydi sizce?

 

 

  • Mehmet S. Nane

  • 10 Ekim 2022

Sayfayı Paylaş

Yorumlar

Mert Özge 10 Ekim 2022

CHP sadece dinsel gericiliğe değil etnikçi ve mezhepçi gericiliğe de ödün vermiştir. Ancak bu ödün kendisine bırakın yararı zarar üstüne zarar vermiştir. Nitekim kendisi açısından en vahim sonucu; 1999 genel seçimlerinde barajı aşamayarak meclis dışında kalmasıdır (1999-2002). Ben artık yorumumu Türk yazınının önemli şairlerinden Orhan Veli Kanık’ın 15 Mayıs 1950 tarihinde (Demokrat Parti’nin zafer kazandığı 14 Mayıs genel seçimlerinden bir gün sonra) Yaprak dergisinde çıkan yazısıyla bitireceğim: “Seçimler bitti. Demokrat Parti, Halk Partisi’ni korkunç bir bozguna uğrattı. Oysa ki Halk Partisi, halkın kazanacağını umarak, fikirleriyle prensiplerinden son zamanlarda ne fedakârlıklar etmişti. Bütün yayınlarına göz yumulan din dergileri, okullara konan din dersleri, yeniden açılan ilahiyat fakülteleri, imam hatip kursları, türbeler, şahsi sermayeye sağlanan imtiyazlar, her türlü irticaa tanınan haklar… Hiçbiri kâr etmedi. Zavallı Halk Partisi.”

Mehmet S. Nane 11 Ekim 2022

Mert her zamanki gibi hedefi tam on ikiden vurdun. Bundan 72 sene evvel büyük şairin yaptığı saptamalar bugünlere ne kadar da uyuyor.

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın

leaf-right
leaf-right