Dünya nereye gidiyor, Türkiye ne durumda (9)
Rusya, evvela büyük bir imparatorluğun bilahare de devrimle kurulmuş dünyanın ilk ve en büyük devletinin bakiyesidir. Devlet tecrübesi ve geleneği fevkalade gelişmiştir. Soğuk savaştan sonra Boris Yeltsin döneminde biraz bocaladıktan sonra Vladimir Putin yönetiminde, 2007 yılından itibaren, tekrar bir küresel güç olmuştur.
Rusya, mensup olduğu ekonomik ve siyasi örgütlerde de ön sıralarda ve etkili pozisyondadır. İlişkilerimiz inişli çıkışlı bir seyir izlese de ve özellikle uçak düşürme olayından sonra dibe vursa da o buhranlı dönemler atlatılmıştır. Ekonomik ilişkilerimiz devam etmektedir ve özellikle Astana Süreci’ne Rusya’nın ciddi katkıları olmuştur.
Rusya’yla çok yönlü siyasi ilişkilerimiz vardır. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurucu üyesi olan Rusya, 'diyalog ortağı' olduğumuz bu örgüte katılmamız hususunda katkı ve destek verebilir.
AB kapısında 60 yıldır itilip-kakılarak bekletildiğimiz düşünüldüğünde değişik seçenekleri değerlendirmek aklın gereğidir.
Rusya’nın Çin’le de gelişen ilişkileri vardır ve bu bize de katkı sağlayabilir. Ayrıca tüm Kafkasya ve orta Asya’da etkisi olduğu unutulmamalıdır.
Bu ülkenin Suriye ile de tarihsel iyi ilişkileri mevcuttur ve Tartus kıyı kentinde deniz üssü bulunmaktadır. Bu yönüyle de Doğu Akdeniz’de önemli bir aktördür. Suriye ve doğu Akdeniz’de Rusya’yı diplomatik olarak tezlerimize yakınlaştırmak bize büyük katkı sağlayacaktır.
***
Artık belli olmuştur ki 21. yüzyıl genelde Asya, özelde Çin’in yüzyılı olacaktır. Çin muazzam bir proje olan Bir Kuşak Bir Yol (OBOR) projesini hayata geçirmiştir.
Bu, 1 trilyon dolarlık, 3 milyar nüfusu içinde barındıracak, 65 ülkeyi kapsayacak ve 2049 yılında bitirilmesi tasarlanan devasa bir projedir. Modern ipek yolu olarak adlandırılmaktadır ve dünyayı tamamen etkileyecek hatta değiştirecektir.
Çin’le hem bu kapsamda hem de ŞİÖ kapsamında ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi kuvvetlendirmek gelecek için de yatırım olacaktır.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 2 Ağustos 2019 tarihinde yapılan 11. Büyükelçiler Konferansı’nda Türkiye’nin “Asya Vizyonu”nu açıklamıştır.
Benim kanaatime göre son derece gerçekçi, doğru ve millî menfaatlerimize uygun bir deklarasyondur.
Bu vizyon, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol projesiyle eşgüdüm hâlinde uygulanabilirse Türkiye bundan muazzam kazançlı çıkacaktır. Bunun için de Türk-Çin ilişkilerinin bundan sonraki seyri çok büyük önem kazanmaktadır.
ABD’nin Türkiye’nin aldığı bu inisiyatiften rahatsız olacağı ve engellemek için çeşitli girişimlerde bulunacağı muhakkaktır. Bu durum da göz önüne alınarak uygun tedbirler geliştirilmelidir.
***
Avrupa Birliği (AB), gerileme sürecine girmiştir. En geniş hâline ulaştıktan sonra ekonomik olarak da siyasi olarak da eski gücünden çok uzaktadır. Bunda elbette ki yükselen Avrasya-Asya’nın da etkisi vardır.
Yukarıda da zikrettim, bu topluluk bizi bazı zamanlar üzerek ve rencide ederek 60 senedir kapısında bekletiyor. Ülkemizin menfaatleri gerektirdiği sürece toplulukla ilişkimizi kopartmamalıyız.
Fakat seçeneksiz olmadığımızın da farkında olarak bu ilişkiye yeni bir yön vermeliyiz. Şahsi kanaatim bizi bu topluluğa hiçbir zaman üye yapmayacakları yönündedir. Bu kabulden hareketle gerçekçi olarak değerlendirmelerimizi yapmalıyız.
***
Doğu Akdeniz konusunu önceki bölümde oldukça kapsamlı olarak değerlendirmiştik. Bu konuda geç pozisyon aldığımız kanaatindeyim. Konunun uzmanları tek bir saniye gecikmeksizin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmemiz gerektiğini söylüyorlar. Bu konuda atılmış bir adımımız yok.
Libya’yla yapılan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın benzerini derhal Suriye ve bilahare Mısır’la imzalamamız lazımdır.
Ülkemizi yönetenlerden bu ısrarlı uyarılara bir cevap verildiğini de duymuş değiliz. Yunanistan ve GKRY çok uluslu petrol şirketleriyle anlaşmalar imzalayarak büyük batılı devletleri de konuya müdahil etme çalışmalarını aralıksız sürdürüyorlar.
Çalışma yapılacak parseller belirlenmiş durumdadır; eğer geç kalır ve MEB ilan etmezsek yaklaşık 100 bin kilometre kare mavi vatanın elimizden kayıp gideceği uzmanlar tarafından sürekli söyleniyor.
Daha ne bekleniyor anlamak mümkün değil!
Ege’de Yunanistan tarafından işgal edilen ve tüm uluslararası antlaşma ve hukuk kurallarına rağmen silahlandırılan adalarımız bir diğer sorunlu alandır. Yunanistan bu konuda kural tanımaz bir hâlde ve pervasızca davranmaktadır.
Yunanistan genelkurmay başkanı, savunma bakanı ve hatta cumhurbaşkanı bu adalara giderek askerî denetlemelerde bulunmaktadırlar. Bunu da gözümüzün içine baka baka yapıyorlar.
Devletimizi yönetenlerden ne bir ses, ne nefes!
Bu konuda da kamuoyuna doyurucu bilgi verilmesi ve adalarımızın bu işgalden kurtarılması gerekmektedir.
İnanmakta güçlük çeker oldum; 20-25 sene evvel Kardak’taki kayalıklar için savaşı göze alan ve Yunan’ı dize getiren devlet biz miydik?






Yorumlar
Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın