Yarı aydın
Ülkelerin ve toplumların ilerlemeleri için önemli etkenlerden biri de o toplumun aydınlarının kalite ve kalibresidir.
Aydın insanın olduğu yerde ‘yarı aydın’ ve ‘cahil’ olarak tanımlanan bireylerin olması da kaçınılmazdır.
Kişisel görüşüm toplum hayatı için yarı aydın kişilerin varlığının cahil kişilerin varlığından daha tehlikeli olduğu yönündedir. Çünkü yaratacakları olumsuzluklar çok daha etkilidir. Ayrıca cehaletle mücadele mümkünken, cahil olduğunu kabul etmeyen hatta aydın olduğunu düşünen kişiyle mücadele ise neredeyse imkânsızdır.
Yarı aydınların kişiden kişiye değişmekle birlikte bazı belirleyici özellikleri vardır. İsterseniz, bu konuda biraz konuşalım.
***
Yarı aydın bildiğini sanır ama bilmez. En kötüsü de bilmediğini bilmez. Bu sebeple de durumu dramatiktir.
Var olduğunu sandığı kendi değerini iç dünyasında aşırı ölçüde abartır. Aydın olmayı (televizyon) seyretmekten ya da birilerini kulak dolgunluğuyla işitmekten ibaret sanır.
Bu yolla ‘öğrendiklerini’ ilk fırsatta karşısındakine ‘satmak’ ister.
Yarı aydın çok konuşur; kendince bilgi ve değerini herkese gösterme ihtiyacı içindedir. Dinleyip öğreneceği hiçbir şey kalmamıştır. Artık herkes ondan öğrenmelidir.
Bir müddet sonra, eğer çevresinden de bir uyarı gelmezse, kendi yarattığı sanal gerçekliğin sonucu olarak entelektüel değerinden hiç şüphe etmemeye başlar. Hatta buna ‘iman’ eder. Artık her şeyi, herkesten daha iyi bildiğini sanmaktadır ve başını sert bir kayaya çarpıncaya kadar buna bütün aklıyla inanır.
Katiyen mütevazı değildir. Tam tersine kibri ve egosu tavan yapmıştır. Gerçek aydın kendi değerinin farkında olduğundan sakin ve mütevazıdır; bunu anlayamaz.
İç dünyasında reddetmeye çalışsa da bilinç altında kendi değerinin hiçliğini bilir. Bu yüzden gerçek aydınlara karşı dizginlenemez bir öfke duyar. Bu konuda karşısındakini kırma potansiyeline sahiptir.
En iyi anlaştığı kişiler onun ‘aydın değerini‘ sorgulamayan, her dediğini onaylayanlardır.
İş hayatında, siyasette, kültür-sanatta, sporda, bürokraside...
Hangi konuyla iştigal ediyorsa etsin en yüksek makama layık olduğunu düşünür ve kendini de buna inandırır. Sığlığını, yetersizliğini ve bilgisizliğini yapay bir kendine güvenle ve bazen de öfkeyle örtmeye çalışır. Elinde değildir; bilinçaltı böyle çalışır.
Kültür ve sanatla ilgilenmek ister, buna çaba harcar ama derinliğe sahip olmadığı için ilgi ve bilgisi yüzeysel kalır. Kültür-sanatın rafine dünyasının kendisine uzaklığını anlayamaz.
Hangi toplum katmanına ait olduğuna bir türlü karar veremez. Moda olduğu için ya da ‘şıklık‘ olsun diye kendisini ezilenler arasında da tanımlayabilir, üst tabaka içinde olduğunu da düşünebilir.
Kafası karışıktır. Bu sebeple yarı aydın sıkça lümpen olarak da anılır.
Bazıları hitabetinin iyi olduğu vehmindedir. Eski Türkçe kelimeler kullanmaya özenir. Fakat okumadığı için bilgisi sığdır ve yaptığı yanlışlarla kendisini komik duruma düşürür. Sözlüğe bakmayı düşünmez bile.
Aydın olabilmenin ön şartının on yıllar içinde imbikten geçerek rafine hâle gelmiş katıksız bilgiden ve görgüden geçtiğinden bihaberdir.
Hiçbir aydın ilk gençlik yıllarında ‘aydın olayım’ düşüncesiyle yola çıkmamıştır; bunu bilmez. Siparişle aydın olunamayacağını, aydın olmanın sihirli bir formülü ya da bir reçetesi olmadığını bir türlü anlayamaz.
Aydın olabilmek bir hesap-kitap işi değildir; kavrayışı yetersizdir, fark edemez.
Aydın kişiyi onlarca yıl okuduktan, öğrendikten ve geliştikten sonra zamanın ve bilgi dağarının yarattığını göremez.
Aydın olabilmenin doğal bir süreç olduğunu; bilgi, görgü, kültür, öngörü, yetkin düşünce, araştırma-öğrenme kavramlarının içselleştirilmesi anlamına geldiğini anlayamadan yaşamını tüketir.
***
Ne mutlu bana ki gerçek manada aydın olan arkadaşlarım, büyüklerim, dostlarım var. Olgunluk yaşlarımı sürdüğüm hayatımın bu döneminde ‘aydın insan’ arayışım hiç azalmadı. Ömrümün sonuna kadar da devam edecek.
Bu değerde kişilerle yapmış olduğum bir tek sohbet bile hayatımı zenginleştiriyor, beni mutlu kılıyor ve dinginleştiriyor.
Naçiz tavsiyemdir: Aydın insan arayışınız hiç bitmesin.
Hayatta bir tek konuda doyumsuzluğunuz olacaksa eğer, ‘aydın insana’ olsun.






İbrahim Cevher CEVHERİ 20 Haziran 2020
Bu yazdıklarınızdan daha da vahimi, yarı aydınların toplumların geleceğini etkileyecek pozisyonlara gelebilmesidir..
Mehmet S. Nane 20 Haziran 2020
Evet, maalesef ki öyle. Umarım ve dilerim ki önümüzdeki dönemde toplum her alanda ‘doğru‘ tercihler yaparak ‘yanlış’ kişileri önemli pozisyonlardan uzaklaştırır.
Atills Toroglu 21 Haziran 2020
Yari aydinlari gormek ve dinlemek icin herkese aksamlari bazi tv kanallarindaki acik oturumlarini izlemelerini oneriyorum. Selamlar.
Mehmet S. Nane 21 Haziran 2020
Atilla Abi kesinlikle haklısınız. Fakat o kerameti kendinden menkul şahısları izlemek için de büyük bir sabır gerekiyor. Ben o tahammül eşiğini geçtiğim için izleyemiyorum. Selamlar, sevgiler, saygılar.
Ahmet Aslan 23 Haziran 2020
Aziz Nesin “Bu ülkenin yüzde 60 I Aptal” Dediğinde bence normal vatandaş için değil, bu ülkede aydın geçinenlerin yüzde 60-70 i Aptal demek istemiştir.AYDIN, Toplumunu iyi tahlil eden ne olursa olsun içinden çıktığı topluma tepeden bakmayan ona her şartta iyi önderlik eden YURTSEVERE derim. Kurtuluş savaşı döneminde GMK ATATÜRK Önderliğinde bir avuç yurtsever aydın, hangi zorluklarla iç ve dış düşmanlara karşı mücadele vererek Osmanlının küllerinden yeni bir yurt kurdular... Normal vatandaş “Bilmiyorsa bilmediğinide biliyor” Yanlış olan “Bilmez bilmediğinide bilmez” yarı aydın ukalalardır. Yada bilir fakat kendi çıkarları için toplumu yanlış yönlendirir. Günümüzdede gerçek yurtsever aydınlarımız var. Bana göre tek eksiğim toplumu iyi tahlil edip, toplumun içinde olup, doğru yöntemlerle iyi anlatmak. GMK ATATÜRK ve bir avuç yurtsever aydın bunu başardı. Şimdi neden olmasın. Sevgi ve selamlarımla..
Mehmet S. Nane 24 Haziran 2020
Size katılıyorum. Bir toplum aydınlarının yarattığı değerler ve aydınlanmayla yükselir. Eşsiz Atatürk tüm yaptıklarıyla toplumun aydınlanmasını da istemiştir. Çünkü Batı dünyası Reform, Rönesans ve Fransız İhtilali’ni yaşarken, bunları içselleştirirken ve haklarını almak için acı çekmek pahasına mücadele ederken Osmanlı yüzyıllarca uyudu! Atatürk’ün ülkemizi kurtardığı, Cumhuriyet’i ilan ettiği ve devrimleri yaptığı arkadaşlarına bakınız; hepsi de birinci sınıf değerde aydındır. O siyasi ve devlet adamı kadrosundan bugünlere geldik. Toplumda fevkalade değerli aydınlarımız vardır. Fakat maalesef kirlenen siyasetten uzak durmaktadırlar. Ben inanıyorum ki yakın dönemde bu değerli vatan evlâtları ülkenin kaderinde etkili olmak için siyasete gireceklerdir. Girmelidirler. Demokrasimiz onların katılımıyla güçlenecektir. Yanlışları düzeltmek ancak siyasi erkle sağlanabilir. Selamlar, sevgiler.