12 mil, öyle mi?
Geçtiğimiz günlerde Türk-Yunan ihtilaf ve savaşlarını inceleyen bir makale yazmış, konuya yeni bir makaleyle de devam etmiştim.
Bugün de aynı konunun tamamlayıcısı bir yazıyla karşınızdayım.
***
Yunan ihtirası aklının ve mantığının önünde gittiğinden arsızlık ve pervasızlıklarına bir yenisini daha eklediler. Yunan Başbakanı İyon Denizi’nde kıta sahanlığını 12 mile yükselteceklerini açıkladı. Bu bizi değil İtalyanları ilgilendiren bir konudur.
Fakat ardından parlamentolarında gafil Yunan milletvekillerinin alkışlarıyla karşılanan bir açıklama yaptı: “Ege’de de kıta sahanlığımızı 12 mile yükselteceğiz”.
Bak hele sen!
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan değişik vesilelerle Yunanistan’a uyarılarda bulunuyor. Geçen hafta da en sert uyarılarından birini yaptı.
Yunanistan’ın kıta sahanlığı hususundaki ‘akıl tutulması’ açıklamasına ise evvela Cumhurbaşkanı Yardımcısı, ardından da Dışişleri Bakanı çok net cevap verdiler: “Bu, savaş nedenidir”.
Her üç açıklama da fevkalade isabetlidir. Fakat orada durulmalıdır. İlave tek bir kelimeye gerek yoktur. Söylenmesi gereken söylenmiştir. Bunun üzerine edilecek her söz bu açıklamaların ağırlığını ve etkisini azaltır ve boş bir tehdide dönüştürür.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti sözünü söylemiştir. Bundan sonrası sadece eylem olmalıdır.
***
Geçtiğimiz hafta Millî Savunma Bakanı bir televizyon programında Yunanistan’ı bir defa daha diyaloğa davet etmiş!
Paşa, Allah aşkınıza bu neyin diyaloğudur?
Yunan, hiç hakkı olmadığı hâlde ve hukukusuz olarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarını gaspetmeye kalkışıyor, Ege’de Türk adalarını işgal ediyor, Lozan’ı çiğneyerek askersiz ve silahsız olması gereken adalara asker yolluyor ve silah deposu hâline getiriyor, karasularını 6 milden 12 mile çıkaracağını söylüyor, buna paralel olarak hava sahasını da 10 mil yapacağını söylüyor...
Bu haksızlıkları ve hukuksuzlukları yapan, sürekli Türkiye aleyhine büyümeye çalışan ve bunu ‘devlet politikası‘ yapan bu ‘kötü niyetli devletle’ ne konuşacaksınız?
Dünyaya Türkiye’nin barıştan yana olduğunu göstermek istiyorsanız söz konusu çağrılar bu amaca hizmet etmez. Sadece Yunan’ın pervasızlığını ve şımarıklığını artırır.
Eğer ki bu açıklamaları diplomasi niyetiyle yapıyorsanız, diplomasi böyle yapılmaz.
Dünya ülkeleri nezdinde gerekirse Cumhurbaşkanı, Bakanlar veya heyetler seviyesinde devletten devlete, hukuken haklılığımız vurgulanarak, etkin ve yoğun bir biçimde yapılır.
***
Türkiye, Yunan’a olmazsa olmazlarını söylemeli, kabul edilmezlerini bildirmelidir.
Gerisini onlar düşünsün! Bir masaya oturulacaksa önce yaptıkları tümü de hukuksuz olan bu tasarruflarından vazgeçmeleri sağlanmalıdır.
***
Bu konuda başta ABD ve AB olmak üzere kimin ne diyeceği düşünülmemeli, bağımsız bir politika sürdürülmelidir. Meral Akşener’in harika tanımıyla “peluş kafa” Trump da, Batı emperyalizminin kullanışlı soytarısı Macron da, güya arabulucu olarak ortaya çıkan taraflı Merkel de dinlenmemelidir.
Bunların tümü de bir emperyalizm klâsiğidir: Riya, çifte standart ve iki yüzlülük!
“Medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar” olan Batı emperyalizminin canı cehenneme!
***
Aklı başında olan hiç kimse savaş çığırtkanlığı da yapmaz, savaş da istemez. Fakat eğer ki ülkenize bir saldırı varsa savaş kaçınılmazdır ve bir haktır.
Yunan’ın kıta sahanlığını 12 mile çıkarmasının Akdeniz’de de yansımaları olur. Bunun anlamı Türkiye’yi İzmir ve Antalya körfezlerine hapsetmek demektir.
Bu da vatanımıza ve mavi vatanımıza doğrudan bir saldırı ve tecavüz anlamına gelir.
Buna karşı yapılacak tek şey savaşla yani zorlayıcı güç kullanarak Yunan’a karşı 100 sene evvel koruduğumuz gibi vatanımızı korumaktır.
Kaldı ki bundan tam 25 sene evvel, 1995’de TBMM’nin bu konuda aldığı karar orta yerde durmaktadır.
İş en ciddi boyuta ulaşmıştır. Türkiye iktidarın yanlış politikalarıyla yalnızlaştığı Akdeniz’de başta Suriye ve Mısır olmak üzere tüm komşularıyla arasını süratle düzeltmelidir.






Nur Gonen 4 Eylül 2020
Dış politikada geri adım atmak Bizim bağımsızlık anlayışımıza son derece ters bir tutum. Milli Savunma Bakanı ne yapmaya çalışıyor ??? Zamanında bize 12 adayı sözde hediye etmeye çalışarak bizi tam bir kumpasa düşürmeye çalışan Almanya arabulucuğu ise tam bir komedi.. Akıllara zarar feci hesapların arifesindeyiz. Bu makaleler bu bağlamda çook önemli. Bu arada Mavi Vatanım çok yerinde bir sıfat olmuş. Hatırlamakta fayda var ; "Mesele ölmekte değil, ölmeden idealimizi gerçekleştirmekte." Biz böyle büyük bir ideolojinin evlatlarıyız...
Mehmet S. Nane 4 Eylül 2020
Evet haklısın. II. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in Nazi yönetimi Türkiye’ye o sırada İtalya’nın elinde olan 12 adayı vermeyi teklif etti. Tabii ki akıllı lider İsmet Paşa bunu ciddiye bile almadı. Çünkü Almanya’nın kaybedeceğini, bu adalar Türkiye’ye verilse bile elde tutulamayacağını çok iyi biliyordu.
Kaldı ki Almanya’nın adaları İtalyanların elinden alıp Türkiye’ye vermesi de ayrı bir tartışma konusudur. Geçerliliği sıfıra yakındır.
Tarihi bilmeyen gafiller 12 adaların Lozan‘da kaybedildiğini iddia ederler, güya tarih bildiğini sanan cahiller de Almanya’nın 12 adaları Türkiye’ye verdiğini ve İsmet Paşa’nın reddettiğini söylerler.
Bizim işimizse elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce gerçekleri yazmak.