Babam ve ben…
Rahmetli babam M. Adil Nane’yi bu sütunda daha evvelden de yazmıştım. Ölümünün 14. yıldönümü olan bugün, onu tekrar bir yazıyla anmak istedim.
Babam, kendisinden bahsedilmesinden ve özellikle iltifatta bulunulmasından çok hoşlanırdı. Pek gülmeyen yüzü, böyle anlarda bıyık altı hafif bir gülümsemeyle aydınlanırdı. Bu hâlini, belli belirsiz titreyen çenesinden anlardınız. Ve o değişmez sorusundan:
“Ne gibi?”
Mesela, çok özenerek seçtiği kravatıyla ilgili:
“Baba, kravatın çok yakışmış” desem, o hoşnutluk gülümsemesinden sonra, hemen sorardı:
“Ne gibi?”
Bu soru, iltifatın ayrıntılı olarak anlatılmasını istediği anlamına gelirdi. Soruda, muhatabını detay vermeye bir davet vardı…
Yani beğeni; kravatın rengine mi, desenine mi, mendiline ve kıyafetine uyumuna mı? Ya da hepsine mi…
Bu soruyla hoşuna giden o an uzamış olurdu…
Rahmetli babamın, eğer okuyabilseydi kendisinden bahsedilen bu yazılarımdan da çok çok zevk alacağına eminim.
Bu yazıyı evrene, sonsuzluğa yolluyorum. Kim bilir, belki de okur…
***
Rahmetli babam, büyük bir Atatürk hayranı, Atatürk sevdalısıydı.
Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923’te doğdu, Türkiye Cumhuriyeti'nin en kutlu günlerinden biri olan 30 Ağustos 2007’de bu dünyadan ayrıldı.
Bu anlamlı tarihlerden dolayı, babamın sevgili Atatürk’üyle buluştuğunu düşünmek bana çok iyi geliyor…
***
Bugünlerde sık sık rahmetli babamı anıyorum. İçimde bir sürü keşkeler ve pişmanlıklarla…
Onun bu dünyadaki son yılları, benim işlerimin en yoğun ve stresli dönemine denk geldi. Sıklıkla görüşemedik. Onu ihmal ettim. Görüştüğümüzde de iş yükü ve stresimden doğru dürüst sohbet edemedik.
Benim için ne büyük ziyan…
Yazacak o kadar çok şey var ki…
Bu yazıda, bana bu satırlar için ilham veren bir konu üzerinden onu anacağım…
***
Oğlum Mehmet Arda, 2 hafta sonra, ikinci gurbetine çıkarak tekrar yuvadan uçacak. Ankara’daki üniversite öğrenciliğinin ardından, 3 senedir yaşadığı Mersin’den, çalışmak üzere İstanbul’a gidecek. Yüreğim çok buruk.
Bu sebeple mümkün olan en fazla zamanımı onunla geçirmeye çalışıyorum. Tüm programımı ona göre ayarlıyorum, o da kendi işlerinden fırsat buldukça buluşuyoruz.
Bu görüşmelerin bir kısmını yaylada yapıyoruz.
Ben tavla oynamayı seven bir adamım. Sanırım lise çağlarındayken oğluma “düz tavla” oynamayı öğretmiştim. Fırsat buldukça oynarız.
Yayladaki bu son buluşmalarımızda bu defa ona ustaların tavla oyunu olan “esir”i öğrettim. Çok kısa zamanda kavradı ve benimle başa baş oyunlar oynuyor, sıklıkla yenmeye de başladı.
İşte, bu oyunlarımız sırasında aklıma, üniversitede okurken yaz tatillerinde Mersin’e geldiğimde rahmetli babamla oynadığımız tavlalar geldi. Babam da tavla oynamayı severdi ve iyi oynardı.
Arda’yla oynarken aklıma sürekli babam ve oynadığımız “esirler” geliyor. Hatta oğluma da anlattım dedesiyle oyunlarımızı ve birkaç defa sesli düşünerek “Keşke daha çok oynasaymışız” dedim.
***
Artık iyice kani oldum ki, erkek evlât için “baba”nın anlamı belirli bir yaştan sonra çok daha iyi anlaşılıyor.
Sakın yanlış anlaşılmasın. Baba, her yaşta sevilir ve sayılır; buna şüphe yok. Benim anlatmaya çalıştığım, “baba” kavramının derin anlamı…
Şu olgun yaşlarımda, ulaştığım fikir ve duygu dinginliğinde, babamın yaşıyor olmasını ne çok isterdim…
***
Çok mu zordu…
O özenli şıklığına daha çok iltifatta bulunmak… Çok itina ettiği ve kendisine has bir şekilde çok güzel taradığı saçlarıyla ilgili birkaç hoş söz söylemek… Daha çok buluşarak, ikimizin de çok sevdiği kebap ve üstüne baklava yemek… Tüm beğendiğim lokantalara davet etmek ve ondan eski Mersin ve “Çarşı” lezzetlerini dinlemek… Akşam üzeri iş çıkışı stresi dışarıda bırakıp bir kahve içimi ”baba evi”ne uğramak… Yan sehpada muhakkak çaylarımız, validemin çeyizinden kalma oymalı sehpa üzerinde onunla yeniden tavla oynamak… Oyunu “şiir” gibi oynarken, değişik hamleleri değerlendiren parmak hareketlerini izlemek… Yaylada karşısına oturup onu eski günlerden konuşturmak… Çocukluğunu, gençliğini, rahmetli dedemi ve ilişkilerini anlattırmak…
Çok mu zordu…
Birlikte olacağımız onlarca, yüzlerce an’ı yaratmak…
Babama ve kendime zaman ayırabilmek…
***
İyi bir evlât olduğumu düşünmeme rağmen, her zaman daha iyisini yapabileceğimi bildiğimden, içimde zaman zaman durduramadığım keşkeler…
***
Gün geçtikçe babam daha çok düşüyor aklıma…. Hiç nedensiz… Bazen bir bakıyorum dalıp gitmişim eskilere…
Böyle anlarda yaşanamamış, eksik kalmış bir şeylerin düğümü gelip boğazıma oturuyor… Yutkunamıyorum…
Ve ben…
Babamı özlüyorum…
***
Babalar ve oğullar…
Lütfen birbirinize zaman ayırınız. Hayat farkına varamadan elden kayıp gidiveriyor. Rahmetli babam, bir gece yarısı sessiz sedasız ve içimi en çok yakanı, vedasız gitmedi mi…
Baba ya da evlât hiç fark etmez. Lütfen, ilk aklına gelen diğerini arasın.
Ne olur, birbirinizle daha çok temas ediniz. Sesinizle, gözünüzle, elinizle, düşüncelerinizle…
Ne olur, birbirinize hem düşünce hem de tensel olarak dokununuz…
Ne olur, her fırsatta birbirinize sarılınız ve o güzelim baba-evlât kokusunu içinize çekiniz…
Yarın çok geç…
Bugün…
Hemen…






İbrahim Cevher Cevheri 30 Ağustos 2021
Babanız M.Âdil Nane Bey'in mekanı cennet olsun. Allah rahmetiyle muamele eylesin. Keşkeleri söylemek durumunda kalmamak için hayatta kalan yakınlarımıza daha fazla zaman ayırmamız gerektiği muhakkak. Keşkeleri 28 gündür dile getiren biri olarak ifade etmek isterim..
Mehmet S. Nane 30 Ağustos 2021
Dostluğundan onur ve mutluluk duyduğum pek kıymetli Cevher Bey, sevgili annenizi 28 gün evvel kaybetmiş bir kişi olmanız, sözlerinizi çok daha anlamlı kılıyor. Ailelerimiz en değerli varlığımız. Kesinlikle daha fazla zaman ayırmamız gerekiyor.
Anneniz Hanımefendi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Siz değerli dostuma, değerli büyüğüm babanız Necmettin Cevheri Beyefendi’ye ve tüm ailenize sabır ve başsağlığı diliyor, acınızı paylaşıyorum.
İbrahim Cevher Cevheri 30 Ağustos 2021
Teşekkür ederim Mehmet Bey. Sizin ve tüm okuyucularınızın geçmişlerine Allah'tan rahmet niyaz ederim. Anne ve Babayı hangi yaşta kaybetmiş, siz o kaybı hangi yaşta yaşamış olursanız olun, acısı yüreğinizin derinliklerine saplanıyor. Duyduğunuz her kayıp haberi, sizin acınızı tazeliyor. Ama ölüm de, sevdiklerinizle bu dünyada bir daha asla görüşmemek üzere ayrılmak da hayatın gerçeği, Allah'ın emri..