Küstah Yunan’ın hak ettiği cevap



Değerli okurlarım, bir önceki yazımda dördüncü defa izlediğim “Kurtuluş” dizisinden bahsetmiştim. Yunanistan’ın 18 adamızı işgal etmesi ve bu dizi okumakta olduğunuz yazıya ilham verdi.

***

Dizide de kısaca yer verilmiş. İstiklâl Harbi tarihini okuyan herkes, Yunan’ın işgal sırasında yaptığı mezalimi, işkenceyi ve vahşeti bilir.  

Geçenlerde Yılmaz Özdil bunun Türk nüfusun göç ettirilmesi için stratejik bir yıldırma politikası olduğunu yazdı. Doğru söyledi fakat konuyu eksik bıraktı.  
Konunun bu boyutu da olmakla birlikte, bu saptama Yunan’ın Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nde yenildikten sonra korkudan İzmir’e doğru çılgın gibi kaçarken yaptıklarını açıklamaya yetmiyor. 

Hatırlatırım ki Yunan, batıya doğru kaçarken yolunun üstündeki her köyü, her kasabayı yakıp yıktı ve karşılaştığı her Türk’ü vahşice katletti. Bunu da yenilmişliğin acısını ve öfkesini çıkarmak amacıyla somutlaşmış bir vahşet ve zalimlikle yaptı. Askerlik ve insan onuruyla bağdaşmayan adilikler, iğrençlikler, alçaklıklar sergilediler. 
Türkiye’yi terk ederken yapılan bu kıyımın Türk’leri göç ettirme stratejisi ve politikasıyla ne alâkası vardır?

Yunan İzmir’e çıktığında tarihin görmüş olduğu en alçak, en haysiyetsiz, en vahşi, en gaddar, en namussuz, en adi sözde din adamlarından biri olan Hrisostomos, Yunan askerine hitaben, Türk kanı içmenin sevap olacağını ve kendisinin de Türk kanı içmek istediğini söyledi!

Yani Özdil’in söylediği gibi Yunan sadece stratejik göç mühendisliği için Türk’lere zulmedip katletmedi. Hem işgal süresince hem de kaçarlarken din adamı denilen bu alçağın gösterdiği hedef doğrultusunda bile isteye ve belki de zevk alarak Türklere bu zulmü yaptılar.

***

Bu yapılanlar, tarihin gördüğü en zalim ve gaddar katliamlardan biridir. Uygulanan vahşet, zaferin kazanılmasından sonra Türk’ler tarafından tespit ve kayıt altına alındı.  
Yakup Kadri Bey, Halide Edip Hanım ve Ruşen Eşref Bey bu mezalimi yerinde görerek kaleme alan çok değerli yazarlarımızdır. 
Misli görülmemiş bu kana susamışlığın belgelerinin devletin arşivlerinde olduğuna eminim. 
Ve artık o arşivlerin kullanılması zamanı geldi.

***

Yunan’ın Türk’e zulmü büyük zaferden 40 sene sonra bu defa da Kıbrıs’ta hortladı. Rum, insanlık tarihinin utançla andığı kana susamış vahşetini 1963 senesinde “Kanlı Noel”olarak adlandırılan o meşum günde doruğa çıkardı.

İşte bu insanlık dışı zulüm, işkence ve öldürme döneminde Kıbrıs Türk’ü hasretle anavatanın gelip kendisini kurtarmasını bekledi.   
Ruh hastası Rum katil sürüleri o karanlık günlerde çaresiz durumdaki Türk’e manevi ve psikolojik eziyet ve istismar da yapıyordu. Bunu da radyoda bir şarkı çalarak “başarıyorlardı”: 
“Bekledim de gelmedin…”

Kıbrıs Türk’ü anavatanının harekete geçmesini ve kahraman Türk askerini çok uzun süre bekledi. Ve nihayet o kutlu günde, 20 Temmuz 1974 tarihinde, aziz Mehmetçik Kıbrıs toprağına ayağını bastı. Rum sürülerini sildi süpürdü. Yunanistan parmağını oynatamadı.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tehdit etmeden, boş gevezelik yapmadan, boş tehditler savurmadan süreci yürüttü. Tüm diplomatik yollar tükendikten sonra da Kıbrıs’a çıktı ve Yunan-Rum ikilisini perişan etti.

Kıbrıs Türk’ü kurtulmuştu ve sıra onlardaydı. Artık radyoda şu şarkı çalınıyordu: 
“Bir gece ansızın gelebilirim…”

***

(Enteresandır, “Bir gece ansızın gelebilirim” konusunda köşe yazarı Emin Çölaşan okurlarına eksik ve yanlış bilgi verdi!

***

Şarkının yukarıdaki sözleri, tarih ve vatan bilincine sahip her Kıbrıs Türk’ü için, her Türk için mübarektir, kutsaldır. 
Şahsen ben bu sözleri her işittiğimde müthiş bir duygu yoğunluğu yaşarım. 
Çünkü bu sözler, Kıbrıs Türk’ü öz kardeşlerimin onlarca yıl süreyle yaşadığı eziyetin bitiş müjdesidir. 
Bu sözlerde Kıbrıs Türk’ünün bekleyişi, acısı, hasreti ve ümidi vardır.  
Bu sözler, bir halkın acılı tarihinin mutlu sona ulaşmasının ve destansı bir askerî kahramanlığın adıdır.

Dolayısıyla bu mübarek sözler öyle uluorta kullanılmamalıdır.

***

Seçimden sonra yeni gelecek iktidara şimdiden sesleniyor ve öneride bulunuyorum: İnanmak istiyorum ki TRT’yi tekrar devletin kurumu haline getireceksiniz. Bunu yaptıktan sonra, lütfen İstiklâl Harbi’nde Yunan’ın ve Kıbrıs’ta Rum’un yaptığı zulümleri devlet arşivlerinden bulup çıkarınız. 

TRT, tarihten gelen ve bugün de değişik bir biçimde tezahür eden Yunan’ın Türk düşmanlığını, yaptığı katliamları ve yayılmacılık hedeflerini bir belgeselle ortaya koymalıdır.

Böylelikle, batı uygarlığının temelini sahiplenme küstahlığını gösteren Yunan’ın gerçek yüzü açığa çıkarılmalıdır. Yunan-Rum ikilisinin bazı dönemlerde Türk’ler karşısında ne denli zalim, kıyıcı, gaddar katil sürüleri oluşturduğunu tüm dünyaya gösterilmelidir.

(Yüzyıllarca Türklerle kardeşçe yaşamış Rumları ve bu yapılanları onaylanmayan Yunan vatandaşlarını tenzih ederim.)

***

Ciddi devletler ve devlet adamları boş tehditler savurmaz. Sözleriyle değil eylemleriyle konuşur.  
Amaç, vatana ve devlete hizmetse bu konuda büyük bir diplomasi atağı başlatılmalıdır. 

Aklıma takılan bir konu daha var: Bizim Kıbrıs Barış Harekâtı’yla ilgili çekilmiş olan filmlerimiz, dizilerimiz neden yok?   
İktidara talip olan vatanseverleri bu konularda göreve davet ediyorum.

 

 

  • Mehmet S. Nane

  • 10 Eylül 2022

Sayfayı Paylaş

Yorumlar

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın

leaf-right
leaf-right