O fotoğrafın vebali hepinizi kor ateşlere atacak, yakanızı bırakmayacak

 

Yüreklerimizi dağlayan felaketin üzerinden 6 koca gün geldi de geçti bile. Maalesef her geçen dakika enkaz altından sadece naaşların çıkarılma ihtimali yükseliyor. 
Toplumca yüreğimiz ve aklımız buna isyan ediyor! 
Üzüntüden nefes alamıyoruz!   
Yaşanan büyük felaketin daha ilk anından itibaren, Türkiye’nin tüm iyi insanlarının yürekleri birlikte atıyor.

Bu yaşananların müsebbiplerini artık herkes biliyor. Bilinenleri tekrarlamak istemiyorum. Çok çok yoruldum, buna takatim yok.

***

Tüm Türkiye gibi daha ilk andan itibaren acımı içimde, kendi kendime yaşıyorum. Fakat binlerce trajedi içinde biri var ki herkes gibi beni de derinden, çok derinden etkiledi. 
Duygularımı, ne zaman toparlanacağım belli olmayacak biçimde paramparça etti… 

Bu yazıda, ilk gördüğüm andan itibaren aklımı başımdan alan bir fotoğraftan, bir tarife gelmez acıdan bahsedeceğim.

***

Değerli okurlar, üzülmeniz pahasına sizlere bir kişiyi hatırlatacağım.

Onun adı Mesut Hançer. O bir baba. 
Adını belki çıkaramayacaksınız ama daha şimdiden bu felaketin simgesi hâline gelen fotoğrafından onu tanıyacaksınız. 
Hani, evlâdı Irmak Leyla’nın cansız bedenindeki elini tutan ve yüzündeki acı, keder ve çaresizlik ifadesini hiçbir fotoğrafın, hiçbir kelimenin anlatamayacağı baba var ya… İşte o, Mesut…

***

O fotoğrafın tüm Türkiye’ye çok tesir ettiğine eminim. Fotoğrafı ilk gördüğüm an, unutmamın bir daha asla mümkün olamayacağını anladım. 
Bir baba olan Mesut Hançer’in acısını her zerremde hissettim.

Cumartesi (11 Şubat) akşam saatlerinde, internette namuslu haber sitelerini gezerken Mesut’la bir kez daha karşılaştım. Bu defa bir röportaj vermişti.

***

Bu kısa konuşması sırasında anladım ki Mesut Hançer’in yüreğinin temizliği yüzüne de yansımıştı. Evlât acısıyla kavrulan bu baba nasıl da yalın bir şekilde anlattı güzelim evlâdını, evlâdına olan sevgisini ve onu kaybetmenin tarifi imkânsız acısını… 
Aklımda kaldığı kadarıyla sözlerini aktarmaya çalışayım:

“Evlât acısı çok farklıymış. Annemi, abilerimi, yengemi, yeğenlerimi kaybettim; kolum kanadım kırıldı. Kızımı kaybettim ciğerim, yüreğim söküldü…” 
“Kızımı enkazdan çıkarmak için çektim çabaladım ama olmadı. Bir eli içeride, bir eli dışarıdaydı kızımın. Çektim, çıkarmak istedim ama yavrum bir melek gibi yatağında uyuyordu… “

Beton kolonlar Irmak Leyla’cığın minicik bedeninin tam da ortasına, beline inmişti. Baba Mesut, evlâdının acı çekmediği inancına sıkı sıkıya sarılıyor ve Allah’a sığınıyordu: 
(Başka türlü akıl sağlığını nasıl koruyabilir ki?)

“Acı çekmedi kızım. Allah'tan geldi, Allah gönderdiği şekilde aldı.”

Bakınız Mesut mezara kendi elleriyle bıraktığı Irmak Leyla’sını kabrinde yalnız bırak(a)mamasını nasıl anlatıyor:

“Annemi enkazdan çıkartıp mezara koyuyorum, kızımın yanına gidiyorum (kabrinin başına.) Tekrar gidiyorum yeğenimi (naaşını) enkazdan çıkartmaya. Onu toprağa koyuyorum, sonra tekrar kızımın yanına gidiyorum (kabrinin başına…) Sonra abimi çıkartmaya gidiyorum…”

Yani Mesut, ailesinden en yakınları olan 6 canının her birini toprağa indirdikten sonra Irmak Leyla’cığı henüz taptaze olan kabrinde yalnız bırakmaya kıyamamış ve her defasında evlâdına koşmuş. Sonra enkaza tekrar gitmiş başka bir canını alarak mezarlığa gelmiş… 
Bu böylece 6 defa devam etmiş ve definler bitip de Mesut artık enkaza gitme mecburiyeti kalmadığından mezarlığa dönmüş. Ve kesintisiz olarak evlâdının başucunda kalabilmiş…

Allah’ım bu nasıl bir acıdır…   
Allah’ım ne olur elbette ki en çok Mesut’a ve tüm bunları öğrenen bizlere sabır ve tahammül gücü ver…

***

Buraya kadar, bir haftadır içimde birikmiş acıların da etkisiyle bilgisayar karşısında kendi kendime sessizce ağladım… 
Fakat… 
Röportaj devam ederken Irmak Leyla’cıkla sevgili babası Mesut’un bir fotoğrafı ekrana geldi. Nasıl anlatmalı bilmem ki...
O fotoğrafta baba-kız bir çeşme başındalar. Mesut elini yıkamak üzere uzatmış, ne de güzel gülümsüyor. Güzelim yavrum Irmak Leyla ise babasıyla birlikte deklanşöre bakmış…

Fotoğrafta hâlâ çocuk olan ama o yaştaki her kız çocuğu gibi genç kızlığa özenen Irmak Leyla’nın boynunda çapraz asılı bir çanta var.  
Bu fotoğraf beni perişan etti. 
O çanta ise darmadağın olmama sebep oldu…

***

Mesut, fırın işçisi olan emekçi bir kardeşimiz. Geliri ona göre mütevazı olmalı. Zaten son derece tevazu içindeki tişörtü ve kot pantolonundan bu anlaşılıyor. Fotoğrafı büyütünce ayakkabısının daha da mütevazı olduğu görülüyor. 
İşte bu güzel yürekli, müşfik baba genç kızlık hevesi içinde olan sevgili yavrusuna, çok büyük ihtimalle kendinden fedakârlık ederek o güzel ve sevimli çantayı almış. 
Benim o tertemiz yüzlü, tertemiz koca bir yüreğe sahip Mesut kardeşim, o kadar belli ki, çok da iyi bir baba… 

Kendimi toparlayamadan gözüm bir defa daha o simge fotoğrafa takıldı. O güzel babanın, artık cansız olan evlâdının tuttuğu elinin “ölüm beyazlığına” büründüğünü görünce kendime hâkim olmam imkânsız bir hâl aldı… 

Saatlerce, kendimi kısıtlama, teselli ve teskin olma kabiliyetimi yitirmiş durumda üzüntümü bildiğim gibi yaşadım…

***

Ey aziz ve güzel ülkem Türkiye!  
Bu, bir kırılmadır…
Bu, korkunç acılar veren bir yaradır. İyileşeceğini düşünerek kendimizi aldatsak bile bu kırılmanın ruhlarımızda açtığı yara asla kapanmayacak...   
Bu, koskoca bir ülke halkının kendi tercihiyle kendisini getirdiği noktadır…

***

Ey aziz ve güzel ülkem Türkiye!  
Ağlamalısın… Kendi ellerinle yaratarak kendine reva gördüğün bu “kadere”… 
Ağlamalısın… Evlâtlarına… Onbinlerce Irmak Leyla’lara, Mesut’lara… 
Ağlamalısın… Bilemediğimiz onbinlerce insanlık dramına…

***

Değerli okurlar, bu hafta sonu gününde üzüntünüzü artırmak istemezdim… Sözleriyle riyakârlık yapacak değilim! 
Üzüntünüz artacaksa varsın artsın! 
Artsın ki belki hep beraber kendimize geliriz… 
Artsın ki nasıl seçimler yaptığımızı düşünerek belki aklımızı başımıza alırız… 
Artsın ki yozlaşmış tüm bu yapıyı silkeleyip belki de çıkış yolumuzu buluruz…

***

Son sözüm de bütün bu acılardan sorumlu olanlara:

Gözyaşlarımı hiçbirinize helâl etmiyorum.  
Ben çaresiz gözyaşlarımın bile helâlliğini vermezken; siz, evet siz, hepiniz; melek olup giden canımız, güzel evlâdımız Irmak Leyla’nın yaşama hakkının ve babası Mesut’un onulmaz acısının vebalini ve onbinlerin vebal yükünü nasıl taşıyacaksınız?

***

Canım, güzel kızım Irmak Leyla'm. Nurlar içinde, huzurla uyu...

 

 

 

  • Mehmet S. Nane

  • 12 Şubat 2023

Sayfayı Paylaş

Yorumlar

Özlem Biçakçı 12 Şubat 2023

Duygularımızın kaleme döküldüğü bu yazıya teşekkür ediyoruz.Ben de izninizle kırgınlıklarımızı eklemek isterim. Bunca acı içindeyken yapılan yağmalamalara,cansız bedenlerin üzerindeki takılar için yapılan vicdansızlığa,..."gerçek ise bütün bunlar" Bizim insanlarımız bunu hiç hak etmiyor.Biz zor durumda olan herkese kucak açan bir milletiz.Bizler,Kuvayımilliye ruhunun genlerini taşıyoruz.Ve bence yine birlik içinde bu günler de geçecek.

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın

leaf-right
leaf-right