ABBA ve iç dünyama dönük bir analiz 

 

Abba’yı lise ve üniversite yıllarımda çok severek dinlerdim. Geçtiğimiz haftalara kadar nadir de olsa dinlemeye devam ediyordum. 
“Ediyordum” dedim, çünkü son haftalarda tekrar sıkı bir Abba dinleyicisi oldum.  
Bunu sağlayansa 1982 yılında dağılan grubun tam 40 sene sonra Londra’da başlattıkları “ABBA Voyage” isimli sanal konser dizisini öğrenmem oldu. 

Bu konserlerde, grup üyeleri sahnede 1977’deki hâlleriyle görünüyor. Bunu da kişileri sanal hologramlar yoluyla tasvir eden avatarlar sağlıyor.

***

Teknolojinin geldiği aşamayı bazen aşırı ve korkutucu bulduğum için, bu sanal konserler hiç ilgimi çekmedi ama bana Abba’nın varlığını hatırlattı. 
Özellikle, bu organizasyon için bir araya gelerek Londra’da buluşan grubu geldikleri yaşlarıyla görmek beni çok etkiledi. Tabii ki olumlu anlamda… 
Çünkü tümü de geldikleri yaşları çok iyi taşıyorlardı ve güzel yaş almışlardı.

2022 yılında Abba üyelerinden Agnetha Faltskog 72, Björn Ulvaeus 77,  Anni Frid Lingstad 77 ve Benny Andersson 76 yaşlarındaydı.

Grubun gitaristi ve Agnetha’nın eski eşi Björn ve Anni Frid’in eski eşi piyanist Benny alışılageldiği gibi sevimli hâlleriyle göze çarpıyordu. Her zaman güler yüzleriyle görmeye alıştığımız Benny yine aynıydı ama sanki Björn biraz daha az neşeli gibiydi. Bilemiyorum, yanılmış da olabilirim. 
Solist ve vokalist olan Anni Frid ise her zamanki zarafetini yine yansıtıyordu.

Fakat…  
Güçlü, güzel ve berrak sesinin yanı sıra besteci de olan Agnetha’yı ayrıca ve müzikal değeri dışında da anlatmaya çalışmalıyım… 
Bence dünya müzik sahnelerinin gelmiş geçmiş en etkileyici kadını Agnetha’dır. Hem müzisyenliği hem görüntüsü hem de tarzıyla. Agnetha için kimileri farklı düşünebilir. 
Fakat bence güzelliği, sempatikliği, albenisi, doğallığı ve göz alıcılığıyla açık ara en çarpıcı kadın müzisyendir. 
Agnetha ışıltılıdır demek onun için az kalır. Sahnede başının üzerinde daima bir hale vardır; bir ışık huzmesi içinde hareket eder.  
Agnetha’nın görünümü, hâli ve tavrı ona göklerden gelen bir armağandır. 

Kaldı ki benim gözümde, tüm bu özelliklerin birleşiminin ona verdiği “eda” itibarıyla da sahnelerin ilk sıradaki imparatoriçesidir.

İşte gençlik yıllarında bu özelliklere sahip olan Agnetha, gelmiş olduğu 72. yaşını da güzelliği, zarafeti ve asaletiyle kendisine has muazzam bir aura içinde taşıyordu. 
Bazı kadınların yaşı olmaz. Onlar her yaş için kutsanmışlardır. İşte Agnetha da onlardan biridir.

(Benzer konuda Zuhal Olcay’la ilgili yazdığım yazıyı blogumdan okuyabilirsiniz. *)

***

Az evvel söylediğim gibi, bu konser serisi hakkında yapılan haberler beni aralıksız ve iştahla Abba dinlemeye sevk etti.

“Waterloo, The Winner Takes It All, Dancing Queen, The Day Before You Came, SOS, Take A Chance On Me, I Have A Dream, Gimme Gimme, Chiquitita, Voulez Vous, Money Money, Mamma Mia, Fernando, Honey Honey, Super Trouper…”

Tüm bu şarkıları müthiş bir zevkle, ruhen inanılmaz rahatlayarak, büyük bir memnuniyet ve dinginlik hissiyle dinlediğimi fark ettim. 
Hemen ilave etmeliyim ki bu duyguların bir eşlikçisi daha vardı: Derin bir hüzün…

***

Geçtiğimiz aylarda aynı duygu dalgalanmalarıyla Tom Jones ve “Delilah”ı da Abba’da olduğu gibi tutkulu bir açlıkla uzun süre aralıksız olarak dinlemiştim. **

Kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içinde bu ruh hâlini ikinci defa yaşayınca, üzerinde düşünmeye başladım…

***

Hissettiklerimi salt nostalji olarak tanımlamanın çok eksik ve çok yetersiz kalacağını fark ettim. Bu yoğunluktaki düşünsel bir hissedişin nostalji hissi içerdiği kesindi ve bunun zaman zaman “nostalji ihtiyacı” olarak tezahür etmesi de anlaşılabilir bir durumdu.  
Fakat yaşadığım; çok daha güçlü, zihnimin başka noktalarına da dokunan ve onları harekete geçiren, etkileri daha geniş olan bir duygu ve düşünce sağanağıydı.

Konu üzerinde kafa yorduktan sonra, yaşadığım bu güçlü duygulanmaların nostaljiye ek olarak geçmişime vefa ve sadakat olduğu kanaatine vardım. 
İşte tüm bunların birleşimi çarpan etkisiyle iç dünyamda çok güçlü bir dalgalanma yaratıyordu.

***

Bu konularda düşünmeyi derinleştirince bir şeyin daha farkına vardım: Yaşım ilerledikçe geçmişten gelen aidiyetlerime daha sıkı bağlarla bağlandığımı gördüm. Geçmişime sadakatle sahip çıkarak bir anlamda kendi kişisel tarihime de vefa göstermiş oluyordum.

Bahsettiğim aidiyetlerimin en önemlilerinden birinin de eski arkadaşlıklarım, dostluklarım olduğunu saptadım. Lise ve üniversite dönemi başlayan arkadaşlıklarımı düşününce, bu, 40 yıllık bir dostluk ilişkisi anlamına geliyor. 
Kırk koca yıl… Bir ömür…

Yaşım ilerledikçe bunca uzun yıllara dayanan dostluklarımın çok daha değerli hâle gelmeye başladığını hissettim. 
Ve…  
Her geçen gün daha da değerli olan bu arkadaşlarımla görüşme sıklığımın olması gerekenden az olduğunu kendime itiraf ettim. 
Bu aslında büyük bir ihmal.  
Hani o arkadaşlarımızın varlığını bilmek, arayınca ulaşabileceğimizin rahatlığını hissetmek var ya… İşte bu gerçek bir tehlike! 
Çünkü bu konforlu düşünce, görüşmeleri ertelemeye sebep oluyor. Esasında bu ertelemeler dostlarla görüşmelere değil, hayata dair oluyor. Hayatı ertelediğimizi göremiyoruz… 
Ve elbette ki hayat akıp geçiyor, bir şeylerin parmaklarımızın arasından kayıp gittiğini fark edemiyoruz…

***

Tüm bu düşüncelerle iç seslerimi dinledikten sonra arkadaşlarımı, özellikle uzun yıllara dayananları artık daha fazla ihmal etmemeye karar verdim. 

Mersin ya da Mersin dışı olması hiç önemli değil. Bundan böyle yoğun işlerimi, hayat gailesini kendime bir mazeret olarak göstermekten vazgeçtim. İstedikten sonra bunların hepsi ayarlanabilir; kendime bunu telkin etmeye başladım.

Geldiğim yaşta, yaş aldığım her yılın değil, her günün çok değerli olduğunu idrak ettim. Yaşım henüz çok ileri değil ama bizim yaşlarımızda zamanın lehimize akmadığını görecek kadar da gerçeklik duygusuna sahibim. 

Genç yaşlarımızda on, on beş yıl bize pek bir şey ifade etmezken, şu anda orta yaşla yaşlılık sınırlarını belirlemeye başladı.  
Bu açıdan bakılınca, hedefimiz, bundan sonraki hayatımızı kendi anlayışımız çerçevesinde en kaliteli biçimde yaşamaya çalışmak olmalı.  
Bu kaliteli yaşam içinde kadim arkadaşlıklar ve dostluklar da muhakkak olarak yer almalı.

***

Biraz evvelki saptamama dönersek, nostalji ve hüzün dozunu fazla kaçırmadan, bizi geçmişimize bağlayan değerlerimize sahip çıkmak, yaşamışlıklarımızı ve yaşanmışlıklarımızı çok daha sahici kılacak ve geride kalan yaşam kesitimizi daha anlamlı hâle getirecektir.

Yazıyı okumayı bitirince lütfen sizi geçmişinizle bütünleştirecek bir şey yapınız. Bir şarkı dinleyiniz, bir şiir okuyunuz, bir anıyı hatırlayınız, eski fotoğraflara bakınız ya da eski bir mektuba dalıp gidiniz… 
Bunlardan hangisini yaparsanız yapın, ardından, eski arkadaşlarınızdan birini arayınız…

 

www.mehmetsemihnane.com, “Küçük Bir Öykü”nün Prensesi: Zuhal Olcay, 16.01.2021 
** www.mehmetsemihnane.com, Tom Jones, 24.06.2022

 

  • Mehmet S. Nane

  • 21 Şubat 2023

Sayfayı Paylaş

Yorumlar

Bilal Örsel 21 Şubat 2023

Her zaman olduğu gibi lezzetli bir anlatım.Eline sağlık.. Görüşmek üzere..

Erman Erdogan 4 Mart 2023

Agnetha Faltskog, pop tarihinin hem en guzel kadini hem de sahane vokalidir. Onun sesinden Fly me to the Moon u dinlemek lazim. Saygilar.

Erman Erdogan 4 Mart 2023

Head over hills cok severiz

Düşüncelerinizi Bizimle Paylaşın

leaf-right
leaf-right